Foxtrot

0
19
views

 

Samuel Maoz’dan bir yönetmen olarak bahsetmeden önce, her şeyi bir kenara koyarak onun bir baba olduğu gerçeği üzerinden ilerlememiz gerekiyor. Bundan yaklaşık 20 yıl önce,  Samuel Maoz’un genellikle her sabah okula geç kalan kızının kendisinden sürekli taksi çağırmasını istediği bir dönemde, Maoz bir gün bu durumdan artık bunalarak ve belki de kızına küçük bir ders vermek isteyerek ona para vermeyeceğini ve okula otobüsle de gidebileceğini söyler. Samuel Maoz’un kızı, elbette en yakın otobüs durağına giderek okulun yolunu tutar. Ancak tam bu sırada Samuel Maoz aldığı bir haberle sarsılır: Kızının otobüs beklediği durağa bombalı bir terör saldırısı gerçekleştirilmiştir. Bir an önce kızını aramaya çalışan Maoz, ne yazık ki ona ulaşamaz. Bir noktada kızının ölümüne sebep olduğunu hissetmeye başlayan yönetmen, neyse ki kızının saldırıdan birkaç dakika önce otobüse bindiğini ve korkunç patlamadan etkilenmediğini öğrenir. Bahsi geçen bu ikircikli anı, suçluluk duygusunu, hayatın belki de en büyük acısını ve sonrasında gelen sevinci iç içe geçirerek yönetmenin bu yıl ilk olarak Filmekimi kapsamında izleyiciyle buluşan filmi Foxtrot’a esin kaynağı olmuştur. Bazen karşısındakine ya da kendine iyilik yaptığını düşündüğü bir anda gelişen olaylar kişiyi, hayatının en büyük suçunu işlemiş olduğu gerçeğiyle yüzleştirebilir. Verilen kararların getirdiği yıkıcı sorumlulukla hayat boyu yüzleşmek durumunda kalmak, niyet ve sonuç arasında gerçekleşen akıl almaz olayların çerçevesinde bireyi ahlaki bir sorgulamaya iter. Samuel Maoz, tüm yaşananları uzun bir süre içselleştirdikten sonra bu sorgulamayı, filmi Foxtrot üzerinden yapmaya karar veriyor.

Lebanon (2009)’un ardından 2013 yılında Manybuy isimli bir kısa film de çeken Samuel Maoz, 4 yıllık bir aranın ardından Foxtrot ile etkileyici bir geri dönüşe imza attı. İsrail’in Oscar aday adayı olarak belirlenen film, açıklanan Oscar adayları arasında kendine yer bulamasa da, gerek senaryosuyla gerekse sinematografisiyle Yabancı Dilde En İyi Film dalında adaylık elde etmeyi hak ediyordu.

3 bölümden oluşan Foxtrot anlatısının ilk kısmını, çocukları askerde olan bir çiftin bir gün aniden çocuklarının ölüm haberini alması üzerinden kurgular. Geçirilen sinir krizleri ve baygınlıkların ardından isim benzerliği sebebiyle yanlış bilgilendirildiklerini öğrenen çift için üzüntünün yerini sevinç alır. Ölen kişinin bir başkası olmasına sevinmek, bir başkasının ölümüne sevinmekle eş değer olsa da Foxtrot, kimilerinin üzüntüsünün kimilerinin en büyük sevinci olabileceğine dair vurgusunu filmin temel meselesinin önüne geçmeyecek kadar alttan ama etkileyici bir biçimde yapıyor. Michael Feldmann (Lior Ashkenazi) bir baba olarak sevincinin hemen arkasından gelen bir koruma iç güdüsüyle, oğlunun evine geri gönderilmesini talep ediyor. Ardından geçtiğimiz 2. bölüm ise Michael ve Daphna’nın oğulları Jonathan (Yonaton Shiray)’ın bir tampon bölgede bulunan birkaç asker ile birlikte geçişleri kontrol ettiğini görüyoruz. Bir yandan devam eden savaşın ve askerliğin psikolojisine, askerlerin bulundukları bölgede yapayalnız olmalarını ekleyince ortaya karşıtlıklardan beslenen bir anlatı çıkıyor.

Foxtrot: Doğru Görünen Kararların Yanlışlığı

Bir savaş sürerken tampon bölgede bulunan askerlerin yalnızlığını, bulundukları  bölgenin geniş plan çekimleri aracılığıyla veren film, karakterleri ise yakın planda almayı tercih ederek, askerlerle özdeşim kurmamızı garantilerken bir yandan da onlar gibi ortama yabancılaşmamızı sağlıyor. Savaşın ne içinde ne dışında olabilen Jonathan ve arkadaşlarının duygu durumu, içinde yaşadıkları ve git gide batan konteyner metaforunun kullanımıyla farklı anlamlar kazanıyor. Bölgenin kaotik yapısı ve bu kaotik ortamın askerlerin düşüncelerine dek sirayet etmesi, yapılan kimlik kontrolleri esnasında ani gelişen olaylara ani tepkilerin verilmesiyle sonuçlanıyor.

3. bölümde; ailesinin isteği üzerine evine geri dönmek üzere bulunduğu yerden ayrılan Jonathan’ın yolda geçirdiği kaza sebebiyle ölmesinin ardından tam da kızının ölümüne sebep olduğunu anlık da olsa düşünmek zorunda kalmış bir baba olarak Samuel Maoz’un zihninin yansımalarını görüyoruz. Oğlunu korumak için eve dönmesini isteyen bir baba, bu kararıyla aslında oğlunun ölümüne sebep olan esas kişi konumuna geliyor. Bölümde, bu ikircikli durumun ardından karısıyla ayrılan Michael’ın süreçle yüzleşmesini izliyoruz. Foxtrot, İsrail’in siyasi ve askeri durumu  üzerine ne yücelten ne de tam anlamıyla yeren söylemlerde bulunuyor. Hikayenin içerdiği yoğun trajediye rağmen bu dramın ağdalı bir dram olduğunu söylemek de asla mümkün değil, aksine yer yer gülümseten sekanslar da filmin içine en beklenmedik anlarda sirayet edebiliyor. Tam olarak hayatın “tam da olduğu gibiliğini” perdeye yansıtmayı başaran Samuel Maoz, izleyicisini etkileyici bir yolculuğa çıkarıyor.

Filmin senaryosunun yanı sıra akıllarda yer edecek unsurlarından bir diğeri ise kesinlikle görüntü yönetimi. Giora Bejach’ın görüntü yönetmenliğini üstlendiği film, yer yer yansımalardan yer yer tek planlardan beslenen başarılı sinematografisinin altını da, arka plana yerleştirdiği görüntülerle çizmeyi ihmal etmiyor. Filmde yer alan dans sahnesinin ise yıllar içerisinde ikonik bir sahneye dönüşebileceğini ön görmek çok da zor değil.

Kısacası Samuel Maoz, Foxtrot ile birlikte, sinemada biçem mi yoksa içerik mi daha önemli tartışmasına nokta koyarak ikisine de eşit önem verildiğinde ortaya ne denli başarılı bir yapım çıkabileceği konusunda yetkin bir ders veriyor.

 

The post Foxtrot appeared first on Filmloverss.

Powered by WPeMatico